31 Temmuz 2010 Cumartesi
12 Mayıs 2010 Çarşamba
hepinıs
26 Nisan 2010 Pazartesi
internet

11 Nisan 2010 Pazar
her gün yeni bir apaçi
Başlık, Facebook’ta açılmış ve çok popüler olmuş bir grubun adı. Yazıyı yazdığım saat itibariyle 56 bin 442 hayranı var. Apaçiler bu ellialtıbindörtyüzkırkiki hayranı çok eğlendiriyor. Önce masum ve mizahi bir hareket olarak başlayan bu sayfa, sayısız başka internet komünitesinin de desteğini aldıktan sonra giderek alayın, dışlamanın ve en sonunda da nefretin doruklarda yaşandığı bir nitelik kazandı. İnternet genelinde yapılan yorumların büyük kısmı yeteneksiz bir küçümseme ve izansız bir tektipleştirmeyle başlıyor; hapse, sürgüne ve hatta ölüme varan dileklerle sona eriyor.
Bileceksiniz, çoğunlukla yoksul ailelerden çıkıp, yoksul semtlerde yaşadığı halde şehrin ‘iyi’ yerlerinde takılan, eklektik müzikler seven, birkaç jenerik saç modeli kullanan ve mutlaka ‘çakma’ şeyler giyen gençlere ‘apaçi’ deniyor. Daha batılı bir görüntü kazanmış ‘kırolar’ olarak da algılayabilirsiniz.
İşlenen suçu mizah zannedenler için bir tanım getireyim. Her şeyin, ama her şeyin mizahı yapılır. Edebiyle olursa ölümün bile mizahı yapılır. Ancak mizah, komiği çıkarmak için teşhis ettiği farklılığı ayrım yapmak, rütbe dağıtmak için kullanmaz. Çelişkiyi yakalar ve o noktada durur. ‘Yanlış’ı göstermez. Çünkü o zaman neyin ‘doğru’ olduğunu açıklama mecburiyeti doğar. O da biraz sıkar.
Fikrini açıklamakla ahlak öğretmek arasında dev bir uçurum bulunur. Özetle, dünyadaki birçok şey gibi apaçi denen arketipin de komiği vardır, buna gülünür. İş ki, mizahı kendini temize çekme aracı olarak kullanmayasın. Sosyal sınıflarla dalga geçmenin (alay etmek değil) nasıl hakkıyla yapılacağını görmek için Umut Sarıkaya’nın bazen apaçileri de konu ettiği- karikatürlerini bir ders gibi takip edebilirsiniz.
Şimdi de bu çocuklara yönelen nefreti meşrulaştırmak için getirilen eleştirileri görelim.
İNSANLARI RAHATSIZ EDİYORLAR
Doğrudur. Olabilir . Yalnız bazen de üniversite hocaları, karılarını dövüyor. Son derece ‘normal’ insanlar, trafikte kavga çıkarıyor. Bazı taksiciler, bizi dolandırıyor. Kimi memurlar rüşvet yiyor. Çift anadal okumuş mühendislerden bir kısmı 1988’den beri oduncu gömleği giyerek göz zevkimizi bozuyor. Demek ki neymiş, bütün aklı başında ceza hukuklarında, suçun şahsiliği ilkesi varmış. Akça pakça orta sınıf faşizminin kafasının bir türlü basmadığı şeyi yeniden hatırlatayım: bir suçlu, ait olduğu (düşünülen) sınıfa, camiaya, örgüte mal edilemez. Biri size yolda laf atarsa gider polise şikayet edersiniz. Bu kimsenin Apaçi, Komançi ya da Abu Çi Çi olması fark etmez. Grubunun bütün üyelerini de sorumlu kılmaz.
İkincisi, hani önünde elpençe divan durduğunuz patron ve bünyesinde çalıştığınız yüksek kurumsal ‘ideallere’ sahip şirket filan var ya. Hah, işte bütün bunlar o apaçilere sattığınız cep telefonu sayesinde ayakta duruyor. Aman yani, fazla rahatsız olursanız kar marjınız düşüverir.
ÇOK ZEVKSİZLER (ÇAKMA)
Eğer kuşaklar boyu topraktan ya da sanayinden gelen bir zenginliğe sahip değilseniz, büyükbüyük dedenizle aynı ya da benzer eğitimi görmediyseniz, paranız cüzdanda değil de kimi evrakların üzerinde bulunmuyorsa; uzun lafın kısası aristokrasiye değil orta sınıfa aitseniz sahip olduğunuz her şey, edindiğiniz tüm zevkler, kimliğinizi oluşturan tüm parçacıklar ikinci eldir. Yani sizin deyişinizle, dur büyük yazayım, ÇAKMA’dır. Sonradan öğrenilmiştir. Çok azı sindirilmiş, geri kalanı üzerinize ancak teğellenmiştir.
Siz, eşten dosttan geri kalmamak için hayat boyu sevmeyeceğini bildiği müzikleri biriktiren, içine darallar geldiği halde rafına Kieslowski filmleri dizen, konusu gelince “OKUDUM ONU BEN!” diyebilmek için çok sıkıldığı halde elindeki kitabı fırlatıp atamayan, Fransa’nın bağrından kopmuş bir gastronomi uzmanı gibi “Rakının yanında şu yenmez, şampanyayla kumpanya yapılmaz” diye öğretmenlik taslayanlardansınız.
Ben sizi bu zavallılıklardan ötürü yargılamıyorum. Çünkü bu çağ, bu sistem, bu hayat böyle şeyleri zorunlu kılıyor. Acıklı yaşamlarımızı böyle merhemlerle ovmadan ağrılara katlanamıyoruz. Çünkü siz, büyük oranda ‘ben’im.
Unutmayınız ki Türkiye’de İstanbul’dan başka gerçek anlamıyla büyük şehir yoktur. Yani, Türkiye taşradır. Dolayısıyla taşranın kenti ‘işgali’ ekonomik, sosyal ve psikolojik bir masturbasyondan ibarettir. Ve kanaatimce nefret suçu işlenmediği sürece bu büyük taşra, hepimize yetecek kadar neşeli, zengin ve mutlu bir yer olabilir.
“En iyi kızılderili ölü olandır” sözünü bilirsiniz. Amerikalı kızılderili avcısı General Sheridan’a atfedilir. Bense kendi ülkemde her gün yeni bir Sheridan göreceğime, her gün yeni bir apaçi görmeyi elli kere tercih ediyorum. Mutlu yarınlar.
10 Nisan 2010 Cumartesi
YGS
9 Nisan 2010 Cuma
Guy RITCHIE -2
16 Mart 2010 Salı
28 Aralık 2009 Pazartesi
4 Aralık 2009 Cuma
30 Ekim 2009 Cuma
15 Ekim 2009 Perşembe
ders çalışırken, birdenbire
zürefa
4 Ekim 2009 Pazar
Guy RITCHIE
29 Eylül 2009 Salı
2 Temmuz 2009 Perşembe
22 Haziran 2009 Pazartesi
davet
inşallah bu önemli zorluklar, önemli zorluklardan önemli mutluluklara çevrilirler... çevrilebilirler, çevrilsinler.
hepinizi çok seviyorum. şu an hissettiğim sevgiden kaynaklanan mutluluk, yaklaşık bi altı ay öncesininkinin aynısı. siz biliyosunuzdur zaten, siz anlarsınız.
siz anlamıycaksınız da kim anlıycak zaten...
22 Mayıs 2009 Cuma
modernizasyon
nerde lan o modernizasyonun ilerlemek olduğunu söyleyen?
12 Nisan 2009 Pazar
Alper Canıgüz
neyse efendim, ablamdan değil de alper canıgüzden bahsedeyim. alper canıgüz ablamın bana, ben ona "bana kitap tavsiye eder misin" demeden tavsiye ettiği ilk ve -inşallah öyle kalmaz ama- şimdilik tek kitap olan "gizliajans" ın yazarı. ablamın tavsiye şekliyse: "hep çeviri kitap okuyucağına, orjinal dilinde kitap oku da edebiyat gör...". ablamdan sormadan bir kitap tavsiyesi alınca amanın dedim, mutlaka okumalıyım. okudum, çok beyendim. ya genelde türkçe kitap okumadığım için, ya da hakikaten öyle olduğundan; çok ilginç bi dili var gibi geldi bana. dili anlatamıyorum, alıp okursunuz. :) ama mesela bi yerde kahraman aşık oluyor, hissettiklerini kendi içinde cümlelere dökerken siz bi yandan kahkaha atıp, bi yandan aşık olduğu karaktere karşı bişeyler hissetmeye başlayabiliyosunuz. :D çok tehlikeli bi durum adam için. düşünsenize, arkadaşına gitmiş "aşığım abi çok fena" diye anlatmaya başlıyo. sonra o da aşık oluyo.. neyse. konudan sapıyorum sürekli :)
bu insanın üç tane kitabı var, üçü de iletişimden çıkmış. iletişime karşı bi sempatim var benim zaten. bi iletişimin, bi de metisin kitaplarını görünce alasım geliyo. bunda hayvanlarının, ve kapaklarının çok güzel tasarlanmış olmasının etkisi var. hatta o yüzden. neyse, (amma çok neyse kullanıyorum di mi? neyse,) birinci kitabı "tatlı rüyalar", ikincisi "oğullar ve rencide ruhlar", üçüncüsü de "gizliajans" ben ablamın gizliajansını bitirdiğimin hemen ertesi gününde, yani bugün oğullar ve rencide ruhları aldım başladım. çok güzel hakikaten yahu. yolda biraz okudum, eve geldim ve bilgisayara oturup bu adamı bloguma yazmalıyım dedim.
hoş, kaliteli insanlar bizim yergilerimizle alçalmadığı gibi, övgülerimizle de yükselmez ama; belki biz güzel insanları överek onların güzelliğinden bir parça nasibdâr oluruz. neyse, ben gideyim kitabımı okuyayım.