28 Eylül 2010 Salı

sen onlara bi yamuk yaparsan
onlar sana 2 yamuk yapıyor
fransız sistemi
iyi geceler

büklümcüğme teşkürler

31 Temmuz 2010 Cumartesi

bugün birdenbire "yapabilebilirim" şeklinde kullandığım kalıbın aslında olmama ihtimalini düşündüm. sonra ablama sordum, hakkaten yokmuş. muhtemelen ben küçükken abim uydurmuş, ben de bunu konuşmamızın normal bi parçası sanarak dil dağarcığıma katmışım. "yapabilebilirim" şeklinde kullandığım şey aslında "yapabilirim bile" demekti. yıllardır bunu kullanırken insanlar benim komiklik olsun diye orayı yuvarladığımı sanıyomuş. isin garibi, sanırım ben bunu sinirli bişekilde kavga ederken bile kullanıyodum.

ablam bunun uydurulmuş olduğunu anlatmak için "oladabilir olmayadabilir" şeklinde bişeyden bahsetti. onun gerçekten dilimizde olmadığına inanmak istemiyorum. (ablamın söylediğine göre doğrusu muhtemelen sizin de farkettiğiniz üzere "olabilir de olmayabilir de" olucak) nolur onun aslında olduğunu, türk dil kurumu başkanının bile kullandığını söyleyin.

12 Mayıs 2010 Çarşamba

hepinıs

çok güzel bi haber almak, çok sevindirici.
çok güzel bi haberi çok geç almak, eh, her ne kadar kırıcı olsa da, hala çok sevindirici.

hepinıza hepinıslar dilerim.

26 Nisan 2010 Pazartesi

internet

internete kötü bişey söylemeyi şimdiye kadar düşünmedim hiç, çok da süper bişey zaten internet. ama sevdiğin insanların yüzlerini görmeden onlarla iletişim kurmak hoş bişey değil.
normalde yüzünü gördüğüm zaman yüzümde gülücükler açan insanların söylediklerindeki rahatsız edici şeyler, o yüzlerindeki güzellikle, o gülüşleriyle tamamen yoksayılan şeyler. ama internette, msnde, blogda, feysbukta, herangi bi yerde bu güzelim insanları güzelim insanlar olarak görmek yerine, sadece bi takım fikirler, bi takım sözler, bi takım kızgınlıklar, kırgınlıklar görünce hayal kırıklığına uğruyo insan.
insanların güzelim yüzleri yerine, internetin guy fawkes maskelerini görüyoruz. maskelerin altında da insan diyil, fikir var. ve fikirler de kurşun geçirmediği gibi, sevgi de geçiremiyolar malesef.

insan insan olarak güzel cancağızım. insanı insan yapan şey fikir değil.

11 Nisan 2010 Pazar

her gün yeni bir apaçi

milliyet caddede yazılan bu yazıyı, duygularıma tercüman olduğu için aynen buraya geçiriyorum:

Başlık, Facebook’ta açılmış ve çok popüler olmuş bir grubun adı. Yazıyı yazdığım saat itibariyle 56 bin 442 hayranı var. Apaçiler bu ellialtıbindörtyüzkırkiki hayranı çok eğlendiriyor. Önce masum ve mizahi bir hareket olarak başlayan bu sayfa, sayısız başka internet komünitesinin de desteğini aldıktan sonra giderek alayın, dışlamanın ve en sonunda da nefretin doruklarda yaşandığı bir nitelik kazandı. İnternet genelinde yapılan yorumların büyük kısmı yeteneksiz bir küçümseme ve izansız bir tektipleştirmeyle başlıyor; hapse, sürgüne ve hatta ölüme varan dileklerle sona eriyor.

Bileceksiniz, çoğunlukla yoksul ailelerden çıkıp, yoksul semtlerde yaşadığı halde şehrin ‘iyi’ yerlerinde takılan, eklektik müzikler seven, birkaç jenerik saç modeli kullanan ve mutlaka ‘çakma’ şeyler giyen gençlere ‘apaçi’ deniyor. Daha batılı bir görüntü kazanmış ‘kırolar’ olarak da algılayabilirsiniz.
İşlenen suçu mizah zannedenler için bir tanım getireyim. Her şeyin, ama her şeyin mizahı yapılır. Edebiyle olursa ölümün bile mizahı yapılır. Ancak mizah, komiği çıkarmak için teşhis ettiği farklılığı ayrım yapmak, rütbe dağıtmak için kullanmaz. Çelişkiyi yakalar ve o noktada durur. ‘Yanlış’ı göstermez. Çünkü o zaman neyin ‘doğru’ olduğunu açıklama mecburiyeti doğar. O da biraz sıkar.
Fikrini açıklamakla ahlak öğretmek arasında dev bir uçurum bulunur. Özetle, dünyadaki birçok şey gibi apaçi denen arketipin de komiği vardır, buna gülünür. İş ki, mizahı kendini temize çekme aracı olarak kullanmayasın. Sosyal sınıflarla dalga geçmenin (alay etmek değil) nasıl hakkıyla yapılacağını görmek için Umut Sarıkaya’nın bazen apaçileri de konu ettiği- karikatürlerini bir ders gibi takip edebilirsiniz.
Şimdi de bu çocuklara yönelen nefreti meşrulaştırmak için getirilen eleştirileri görelim.

İNSANLARI RAHATSIZ EDİYORLAR
Doğrudur. Olabilir . Yalnız bazen de üniversite hocaları, karılarını dövüyor. Son derece ‘normal’ insanlar, trafikte kavga çıkarıyor. Bazı taksiciler, bizi dolandırıyor. Kimi memurlar rüşvet yiyor. Çift anadal okumuş mühendislerden bir kısmı 1988’den beri oduncu gömleği giyerek göz zevkimizi bozuyor. Demek ki neymiş, bütün aklı başında ceza hukuklarında, suçun şahsiliği ilkesi varmış. Akça pakça orta sınıf faşizminin kafasının bir türlü basmadığı şeyi yeniden hatırlatayım: bir suçlu, ait olduğu (düşünülen) sınıfa, camiaya, örgüte mal edilemez. Biri size yolda laf atarsa gider polise şikayet edersiniz. Bu kimsenin Apaçi, Komançi ya da Abu Çi Çi olması fark etmez. Grubunun bütün üyelerini de sorumlu kılmaz.
İkincisi, hani önünde elpençe divan durduğunuz patron ve bünyesinde çalıştığınız yüksek kurumsal ‘ideallere’ sahip şirket filan var ya. Hah, işte bütün bunlar o apaçilere sattığınız cep telefonu sayesinde ayakta duruyor. Aman yani, fazla rahatsız olursanız kar marjınız düşüverir.

ÇOK ZEVKSİZLER (ÇAKMA)
Eğer kuşaklar boyu topraktan ya da sanayinden gelen bir zenginliğe sahip değilseniz, büyükbüyük dedenizle aynı ya da benzer eğitimi görmediyseniz, paranız cüzdanda değil de kimi evrakların üzerinde bulunmuyorsa; uzun lafın kısası aristokrasiye değil orta sınıfa aitseniz sahip olduğunuz her şey, edindiğiniz tüm zevkler, kimliğinizi oluşturan tüm parçacıklar ikinci eldir. Yani sizin deyişinizle, dur büyük yazayım, ÇAKMA’dır. Sonradan öğrenilmiştir. Çok azı sindirilmiş, geri kalanı üzerinize ancak teğellenmiştir.
Siz, eşten dosttan geri kalmamak için hayat boyu sevmeyeceğini bildiği müzikleri biriktiren, içine darallar geldiği halde rafına Kieslowski filmleri dizen, konusu gelince “OKUDUM ONU BEN!” diyebilmek için çok sıkıldığı halde elindeki kitabı fırlatıp atamayan, Fransa’nın bağrından kopmuş bir gastronomi uzmanı gibi “Rakının yanında şu yenmez, şampanyayla kumpanya yapılmaz” diye öğretmenlik taslayanlardansınız.
Ben sizi bu zavallılıklardan ötürü yargılamıyorum. Çünkü bu çağ, bu sistem, bu hayat böyle şeyleri zorunlu kılıyor. Acıklı yaşamlarımızı böyle merhemlerle ovmadan ağrılara katlanamıyoruz. Çünkü siz, büyük oranda ‘ben’im.
Unutmayınız ki Türkiye’de İstanbul’dan başka gerçek anlamıyla büyük şehir yoktur. Yani, Türkiye taşradır. Dolayısıyla taşranın kenti ‘işgali’ ekonomik, sosyal ve psikolojik bir masturbasyondan ibarettir. Ve kanaatimce nefret suçu işlenmediği sürece bu büyük taşra, hepimize yetecek kadar neşeli, zengin ve mutlu bir yer olabilir.
“En iyi kızılderili ölü olandır” sözünü bilirsiniz. Amerikalı kızılderili avcısı General Sheridan’a atfedilir. Bense kendi ülkemde her gün yeni bir Sheridan göreceğime, her gün yeni bir apaçi görmeyi elli kere tercih ediyorum. Mutlu yarınlar.


10 Nisan 2010 Cumartesi

YGS

ygsye giricek olan arkadaşlara sesleniyorum, Allah yardımcınız olsun, kolay kolay yapıp çıkın inşallah sınavdan. hiçbirinizi aramadım, hiçbirinizle konuşmadım sınavdan önce ki, rahatsız olucaksanız böyle bi durumdan gerginlik vermiyim diye. ama sınavdan önce düşündüm dua ettim size, buraya yazayım da tarihle beraber, kanıtım olsun. sınavdan sonra da aramam sizi, kötü geçtiyse moraliniz bozulmasın diye. inşallah hepinizinki çok iyi geçer. iyi geceler, iyi sınavlar.

9 Nisan 2010 Cuma

Guy RITCHIE -2

ben bu adamı seviyorum hakkaten.

filmi izlemeden film hakkında bilgi sahibi olmayı sevmeyenler izlemesinler bunları


"rock n rolla" dan:

"revolver" den:

16 Mart 2010 Salı

insan kendi samimiyetinin altını çizmeye kalktı mı, ister istemez üstünü de çiziyor. samimiyet, mahremiyetle mukayyet olsa gerek...
fuat atıf tufa, korkma ben varım (murat menteş)

28 Aralık 2009 Pazartesi

hi-def diye heycanlandığın, yüklenmesini beklediğin şeyin; yüklenemeden low-res olduğunun ortaya çıkması üzücü bişeymiş.

yüklense belki anlamıycaktım low-res olduğunu, güzel güzel izliycektim. ama olsun :)

4 Aralık 2009 Cuma

az önce haberde gördüm, bi adam başka bi adama bağırıyodu. söz o kadar saçma ki, haberin ne olduğunu falan da anlayamadım

"şeyhlerin - şıhların tarafında olma, cumhuriyetin tarafında ol! bölücü olma!"

bu tarz ironiler çok eylendiriyo beni :)

30 Ekim 2009 Cuma

blogumun renk düzenini değiştirdim.
daha düzenli toplu ve sakin oldu. ben de daha sakin olayım artık.

15 Ekim 2009 Perşembe

ders çalışırken, birdenbire

görünmez bi insansın, görünür olduğunu iddaa ediyosun. ben görünüyorum dediğin için, senin görünmeni engelliyceğini düşünerek birilerinin üzerine çarşaf örtmesine izin vermiyosun.
ne zaman ki görünmez olduğunu anlayıp üzerine o çarşafın örtülmesini istersin, -örtülürse- o çarşaf seni görünür kılar. senin olduğunu sandığın şekilde değil ama. zaten o şekilde görünmemen daha iyi...

zürefa

zürefanın düşkünü beyaz giyer kış günü. yani zürafalar kışın düşerse beyaz olurlar. çünkü her yerde kar var. ya da zürafaların saçlarına yıldız düşmüş.





naber?

4 Ekim 2009 Pazar

Guy RITCHIE

sevgili guy ritchieden sevgili blogumda şimdiye kadar bahsetmemiş olmam şaşırttı beni. uyumaya hazırlanıyodum, aniden bunu farkettim. sevgili guy ritchieden sevgili blogumda şimdiye kadar bahsetmemiş olmamın beni şaşırttığını diyil, sevgili guy ritchieden sevgili blogumda şimdiye kadar bahsetmemiş olduğumu farkettim.

guy ritchie, efendim, bir yönetmendir. ingiliz bir yönetmen. ve kendisi, herhangi birinin etkisi altında kalmadan, bizzat kendi zevkimle sanatçı yönüne hayran olduğum tek insandır. bir de alper canıgüzümüz var ama, onu okumamı ilk ablam tavsiye etmişti. sevgili ablamın her sözü üzerimde etkili olduğu için, (tabi ki her sözü üzerimde etkili diyil, her sözü üzerimde etkili olsa şimdiye evliya olmuştum) (tamam, en azından zevkleri beni kısmen yönlendiren zevkler olduğu için) onun alper canıgüzü beğenmiş olması benim beğenmemde az da olsa etkili olmuştur.

bu arada yukarıdaki "sanatçı yönüne" sözünü vurgulamak istiyorum. zira ben mesela arkadaşlarıma da hayranım.(forlkan, sana diyilim.)

neyse, guy ritchieye geçemedik. guy ritchie, efendim, is a director. an english one. bütün filmlerinde mükemmel bir kurgu, ve çoğunda çok güzel sahne çekimleri var. benim sanat olarak gördüğüm sinemayı yapan bi adam guy ritchie. izlediğim dört filmi var: lock stock (and two smoking barrels), snatch, revolver ve rocknrolla. bunların hepsinde ...

ya ne farkettim biliyo musunuz, aslında guy ritchie hakkında söyliycek pek bişeyim yokmuş. sadece guy ritchie hayranı olduğumu söylemek istemişim. siz de izleyin, siz de hayranı olun. sinema ağır ve ciddi bir sanattır diyerek macera içeren filmleri aşşağılayan biri değilseniz -ki blogumu öyle birinin okuycağını sanmıyorum- en azından filmin kurgusundaki abesliğe mutlaka gülersiniz. sahne çekimlerini beyenmemek mümkün diyil bence zaten. hakkaten, durup dururken adamın bi filminin bi sahnesini hatırlayıp seyretmek isteyebiliyorum. bi film bunu yapabiliyosa güzeldir bence zaten. burdan da sanat hakkındaki düşüncemin içerikten ziyade üslûba yönelik olduğunu da belli etmiş oldum. belki zaten ilerde daha geniş yazarım onu.

ayrıca, bütün cuma günü boyunca "wavazde? aağmd? vaduyumiy aağmd? aağmd vidwa?" (what was that? armed? what do you mean armed? armed whit what?) diyerek bugün lock stocku seyretmeme ve dolayısıyla bu yazıyı yazmama sebep olan furkan ve özdemire bir "special thanks" etmeden geçemeyeceğim.

iyi akşamlar efendim. guy ritchieyi siz de sevin. hem madonnayla evliydi en son.



(bu film biraz daha farklı diğerlerinden, daha ciddi bi film)


(bu vidyoları posta gömmeyi beceremedim, nasıl yapılıcağını bilen varsa söylerse sevinirim)



29 Eylül 2009 Salı

sevgili blog, össye hazırlanmaktayım. gerçi öss diyil, ygs ve lys oldu ama, öğrenciyi seçiyolar sonuçta. o sınava hazırlanıyorum işte.
biraz da duyguluyum sanırım şu sıralarda. farkettim ki düşündüğüm kadar iyi bi insan diyilmişim. zaten ukala olduğum bilinen bi gerçek, o yüzden düşündüğüm kadar iyi olsam epey iyi biri olurdum zaten :)
ama ben normalin çok çok altında bi insanmışım be blogcum.

geçenlerde eski msn konuşma kayıtlarımı okudum da, amma kırıcı, amma ukala, amma çekilmez biriymişim ya. benimle konuşan insanlar neden konuşmuşlar anlamadım. tamamen güzel bişey söyleyen insanların söylediklerini tersten anlayıp, lafı döndürüp onlara çakmaya çalışmışım. hakkınızı helal edin "o insanlar". zaten burayı okuyosanız mutlaka sizi de o şekilde kırmışımdır.

iyi günler tekrardan. beni sevenlere, nasıl yaptıklarını anlayamayarak hayranlıkla bakıyorum burdan. :)


2 Temmuz 2009 Perşembe

msnde iletimde ilk olarak beyendiğim bi söz, sonunda da bu sitenin linki var. eğer ordaki sözü blogun highlightı falan sanıyosanız, sanmayın. yok öyle bişiy :)

22 Haziran 2009 Pazartesi

davet

bugün hayatımın şimdiye kadar yaşadığım en güzel günlerinden birini yaşadım arkadaşlarımla. unutamıycağım bazı güzel şeyler oldu. normalde yılda bir veya iki tane olan bu güzel şeylerden, bi gün içinde bi kaç tane olması mümkün mü ki? sanırım insanlar sırf birbirlerini sevdikleri için, önemli zorluklara katlanarak bir araya geldiğinde mümkün oluyomuş.

inşallah bu önemli zorluklar, önemli zorluklardan önemli mutluluklara çevrilirler... çevrilebilirler, çevrilsinler.

hepinizi çok seviyorum. şu an hissettiğim sevgiden kaynaklanan mutluluk, yaklaşık bi altı ay öncesininkinin aynısı. siz biliyosunuzdur zaten, siz anlarsınız.

siz anlamıycaksınız da kim anlıycak zaten...

22 Mayıs 2009 Cuma

modernizasyon

Hâlin ne ise; müşteri, sen oldun o hale.
Kenan Rıfai Hazretleri


Suçu kendine at beybi
Forhot Güzel



nerde lan o modernizasyonun ilerlemek olduğunu söyleyen?

12 Nisan 2009 Pazar

Alper Canıgüz

bu adamı sevgili ablacığım sayesinde tanıdım. sürekli gizliajans kitabından bahsediyo olması falan merak etmemi sağladı. zaten ablamın okuduğu her kitabı merak ediyorum ben. :) kendisi Türkiyenin belki de en güzel dergisinde editör. buna layık görülmesini sağlayan şimdiye kadarki edebî hayatı da cabası. e bi zahmet merak edeyim di mi...

neyse efendim, ablamdan değil de alper canıgüzden bahsedeyim. alper canıgüz ablamın bana, ben ona "bana kitap tavsiye eder misin" demeden tavsiye ettiği ilk ve -inşallah öyle kalmaz ama- şimdilik tek kitap olan "gizliajans" ın yazarı. ablamın tavsiye şekliyse: "hep çeviri kitap okuyucağına, orjinal dilinde kitap oku da edebiyat gör...". ablamdan sormadan bir kitap tavsiyesi alınca amanın dedim, mutlaka okumalıyım. okudum, çok beyendim. ya genelde türkçe kitap okumadığım için, ya da hakikaten öyle olduğundan; çok ilginç bi dili var gibi geldi bana. dili anlatamıyorum, alıp okursunuz. :) ama mesela bi yerde kahraman aşık oluyor, hissettiklerini kendi içinde cümlelere dökerken siz bi yandan kahkaha atıp, bi yandan aşık olduğu karaktere karşı bişeyler hissetmeye başlayabiliyosunuz. :D çok tehlikeli bi durum adam için. düşünsenize, arkadaşına gitmiş "aşığım abi çok fena" diye anlatmaya başlıyo. sonra o da aşık oluyo.. neyse. konudan sapıyorum sürekli :)

bu insanın üç tane kitabı var, üçü de iletişimden çıkmış. iletişime karşı bi sempatim var benim zaten. bi iletişimin, bi de metisin kitaplarını görünce alasım geliyo. bunda hayvanlarının, ve kapaklarının çok güzel tasarlanmış olmasının etkisi var. hatta o yüzden. neyse, (amma çok neyse kullanıyorum di mi? neyse,) birinci kitabı "tatlı rüyalar", ikincisi "oğullar ve rencide ruhlar", üçüncüsü de "gizliajans" ben ablamın gizliajansını bitirdiğimin hemen ertesi gününde, yani bugün oğullar ve rencide ruhları aldım başladım. çok güzel hakikaten yahu. yolda biraz okudum, eve geldim ve bilgisayara oturup bu adamı bloguma yazmalıyım dedim.
hoş, kaliteli insanlar bizim yergilerimizle alçalmadığı gibi, övgülerimizle de yükselmez ama; belki biz güzel insanları överek onların güzelliğinden bir parça nasibdâr oluruz. neyse, ben gideyim kitabımı okuyayım.

17 Mart 2009 Salı

fotoğraf

ilk makara filmimi bitirdim. çok mutlu oldum. içinden bi ablama göre 5, bi ablama göre 6 tane fotoğraf çıktı. başlangıç için güzel dediler. bazı güzel beklediğim fotoğraflar çok kötü çıkmış, güzel olmayadabilir dediğim fotoğrafların hepsi çok kötü çıkmış. demek ki güzel olmıycağını düşünüyosam çekmiycekmişim. ama bazılarını ben de beyendim. ilerde beyenmiyceğimi söylüyo ablamlar ama, şimdilik beyendim. hadi bakalım. bu yazı da blogumu okumak isteyip yazı bulamayanlara gelsin...